elem - Acı, üzüntü, dert, keder, tabla - küllük, onarmak - Bozulmuş, eskimiş olan bir şeyi düzeltip işler veya kullanılır duruma sokmak, işe yarar duruma getirmek; tamir etmek, hakiki - gerçek, dinar - Bahreyn, Cezayir, Irak, Karadağ, Kuveyt, Libya, Sırbistan, Tunus ve Ürdün'ün para birimi., civan - Yakışıklı genç erkek veya güzel genç kadın, dürtmek - Ucu sivri bir şeyle veya elle hafifçe itmek, halka - Çeşitli metallerden veya tahtadan yapılmış çember, uğrak - Çok uğranılan yer, meal - Arapçadan kelime kelime çevirmeksizin, asıl anlatılmak istenileni ifade ederek yapılan Kur’an çevirilerinin ortak adı., Satürn - Güneş'e yakınlık bakımından altıncı sırada olan gezegen; Sekendiz, Zühal., angut - Hareketlerinde, durumunda bir incelik olmayan, görgüsüz (kimse), sapa - Merkezden uzak, kıyıda köşede kalmış, gonca - Henüz açılmamış veya açılmak üzere olan çiçek; tomurcuk., cevahir - Elmas, yakut vb. değerli taşlar; mücevher, haybeci - İşsiz güçsüz, bedavadan geçinen kimse., denemek - Değerini anlamak, gerekli niteliği taşıyıp taşımadığını bulmak için bir insanı, bir nesneyi veya bir düşünceyi sınamak; tecrübe etmek, uygun - Elverişli olan; ideal, pervasız - Çekinmez, sakınmaz, korkusuz (kimse), lenf - Damarlarda dolaşan kanla, doku ögeleri arasında aracı görevi yapan, kan plazması ve lenfositten oluşan saydam, sarı renkte bir sıvı, çekyat - Gerektiğinde açılıp yatak durumuna getirilebilen koltuk veya kanepe, maşa - Ateş veya kızgın bir şey tutmaya, korları karıştırmaya yarayan iki kollu metal araç, zifiri - Çok koyu, nafaka - Birinin geçindirmekle yükümlü bulunduğu kimselere, mahkeme kararıyla bağlanan aylık., enstitü - Bir üniversiteye bağlı veya bağımsız bir kuruluş olarak genellikle araştırma yapan ve bazı durumlarda öğretime de yer veren eğitim kurumu, alın - Yüzün, kaşlarla saçlar arasındaki bölümü, içgörü - Kendi duygularını, kendi kendini anlayabilme yeteneği., öngörü - Bir işin ilerisini kestirme veya bir işin nasıl bir yol alacağını önceden anlayabilme ve ona göre davranma., coşku - Genellikle büyük bir istekle ortaya çıkan geçici hayranlık veya heyecan durumu, atılgan - Çekinip korkmadan kendini tehlike veya güçlüklere atan, kaçmak - Kimseye bildirmeden bulunduğu yerden ayrılmak; firar etmek, gazlamak, peyda - Belli, açık, dekolte - açık giyim, öğretim - Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi; talim, tedrisat., haber - Bir olay, bir olgu üzerine edinilen bilgi,

Leaderboard

Visual style

Options

Switch template

Continue editing: ?